Ahsenü’l-Hâlıkîn Ne Anlama Gelir? Bir İzmirli Gencin Bakış Açısıyla
İzmir’de yaşayan biri olarak, kelimelere olan ilgim, bazen arkadaşlarıma çılgınca espriler yapmama, bazen de içsel bir felsefi sorgulamaya dönüşebiliyor. İnsanın günlük yaşamında birdenbire karşısına çıkan kelimeler, hemen aklında çok büyük anlamlar yaratabiliyor. Bir arkadaşım geçenlerde “Ahsenü’l-Hâlıkîn ne demek?” diye sordu. Cevap verdim ama bu soruyu biraz düşündükten sonra, “Hımm, bu konuda biraz derinleşsem mi?” dedim içimden.
“Ahsenü’l-Hâlıkîn” kelimesini bir başkası sorsa, ben de muhtemelen hemen “Aa, o işte… En güzel yaratıcı falan” diyip geçerim. Ama kendim olunca, biraz da kafayı çalıştırarak, bu kelimenin aslında ne kadar ilginç bir anlam taşıdığını düşündüm.
Hadi gelin, bu kelimenin ardındaki anlamı bir İzmirli’nin komik gözlemleri ve mizahi anlatımla açalım.
“Ahsenü’l-Hâlıkîn” Nedir?
Öncelikle şunu söyleyeyim, “Ahsenü’l-Hâlıkîn” aslında “yaratanların en güzel yaratıcısı” demek. İslam tasavvufunda, Allah’ın en güzel isimlerinden biri olarak kabul edilen bir ifadedir. Yani yaratılışın en mükemmel biçimde, en yüksek düzeyde ve en güzel şekilde gerçekleştirileni ifade eder. Bu, öyle sıradan bir “şu ne güzel” demek gibi basit bir şey değil, daha derin ve felsefi bir şey.
Ama İzmirli kafasıyla, bu kelimeyi biraz da komik bir şekilde düşünürsek, şöyle de diyebiliriz: “Vallahi Ahsenü’l-Hâlıkîn demek, izlediğin o güzel dizi karakterinin sonrasında içini burkan o ‘Keşke o kadar güzel yaratılmasaydı’ duygusunu tam açıklayan bir şey.” Evet, yanlış anlamadınız. Kimse bu tür güzellikleri kaldırabilecek durumda değil.
Hayatımızdaki Ahsenü’l-Hâlıkîn Anları
Zaten öyle bir durum var ki, hayatta karşılaştığınız insanlar bazen o kadar “Ahsenü’l-Hâlıkîn” gibi olur ki, bir noktada “Ya, benim gibi sıradan biri bunlarla nasıl yarışabilir?” diye düşünmeye başlarsınız. Mesela geçen gün bir kafede arkadaşlarla otururken, yan masada biri vardı. O kadar düzgün bir şekilde konuşuyordu ki, sadece kelimeleri değil, vücut dili de Ahsenü’l-Hâlıkîn gibiydi. Kafayı kaldırıp bakınca, sanki bir dergideki model gibi duruyordu.
Ben tabii bu arada içimden:
“Yani şimdi bu insanın yaşadığı dünya mı farklı, yoksa ben mi cidden çok sıradanım?” diye geçiriyorum. Kendimi kötü hissettim. Ahsenü’l-Hâlıkîn vurgusu burada devreye girdi işte.
“Yahu,” dedim, “bu insan doğarken de mi bu kadar düzgün, bu kadar ‘mükemmel’ yaratıldı? Oğlum, buraya gelene kadar neler yaşamış? Acaba bir gün gelip benimle de böyle düzgün bir sohbet yapacak mı?”
Tabii ki o anki gözlemlerime göre “Ahsenü’l-Hâlıkîn” tabiri bana o kadar ağır geldi ki, kendime döndüm, biraz rahatlamak için…
“Günlük hayatındaki her detayı düşünmekten sıtkım sıyrıldı, şuradaki menüyü bile düzgün okurken ben yanlış okudum,” dedim içimden, “Bu da mı Allah’ın tasarımı?”
Sonuçta, her şeyin bir hikayesi var. Ahsenü’l-Hâlıkîn olayı da öyle… Birçok insan, bazen dünyanın en mükemmel şeyini yaratmış gibi hissediyor. Ama bazen de tam tersi oluyor. Mesela şu meşhur selfie anı… Gözlerinin ışıldadığı o mükemmel pozla, bir bakıyorsunuz arkadaşınız resmen Ahsenü’l-Hâlıkîn gibi görünüyor. Ama siz… Her şeyin en komik haliyle çıkıyorsunuz. Ahsenü’l-Hâlıkîn nedir ki, biraz da “bakış açısına” göre değişiyor.
Ahsenü’l-Hâlıkîn’e Nasıl Yaklaşırız?
Bir gün hayatın en mükemmel anlarını yaşarken, birden kafanıza düşen bir fikirle, Ahsenü’l-Hâlıkîn dedikten sonra ne yapmalısınız? Her şeyin en güzelini kabul edip, o muazzam yaratılışı takdir mi etmelisiniz? Yoksa bazen şöyle düşünmeli misiniz: “Benim de kendime ait yaratıcı bir yönüm var. Bunu dışarıda o kadar da zorlamama gerek yok!”
Tabii, İzmirli olmanın getirdiği rahatlıkla, “Ahsenü’l-Hâlıkîn” gibi büyük bir şeyin sıradan bir gencin gününü geçirmesine engel olmadığını fark etmek güzel bir şey. Hepimiz o kadar da mükemmel değiliz, ama belki de bu bizleri farklı kılan şeydir.
Bir gün arkadaşım Caner’e sordum:
– Caner, Ahsenü’l-Hâlıkîn ne demek sence?
Caner, bana gözlüklerini düzelterek ve her zamanki o içsel felsefeci havasıyla yanıt verdi:
– Ahsenü’l-Hâlıkîn, dostum… En güzel yaratıcı demek. Yani yaratılışın zirve noktası. Bu sadece Allah için kullanılan bir şey olabilir ama bence biz de bazen birbirimize bu şekilde bakmalıyız. Herkesin içinde bir Ahsenü’l-Hâlıkîn var. Ve bu bazen bir komik yüz ifadesi ya da şirin bir davranışla bile karşımıza çıkabilir.
– Ahh, Caner, şimdi mi bunu anlatıyorsun? Dışarıda gezerken bulduğum yeni kafe var ya, o kadar güzel ki… Sanırım bu da Ahsenü’l-Hâlıkîn’in bir parçası!
Tabii, Caner biraz düşününce, doğruyu söylemişti. Bazı anlar gerçekten de hayatımızdaki en güzel yaratılışlara tanık olmamızı sağlıyor.
Ahsenü’l-Hâlıkîn’i Nerelerde Görürüz?
Her şeyin bir yerinde mutlaka Ahsenü’l-Hâlıkîn’i görmek mümkündür. İzmir’deki o küçük kafelerde, gün batımında yürürken, denizin kıyısında kahve içerken ya da en basitinden, komik bir arkadaşınızla sohbet ederken, bir anda içinden “Ahsenü’l-Hâlıkîn!” diye geçirebilirsiniz.
Evet, biraz derinlemesine bakınca her şey gerçekten de farklı bir açıdan daha güzel ve anlamlı hale gelebilir. Yaratılışın mükemmel yönlerini gördüğümüzde, o “Ahsenü’l-Hâlıkîn” kelimesi aklımıza gelmeye başlar. Ama unutmayalım ki, bazen en güzel yaratılış, basit bir gülümseme ya da yapabileceğimiz en komik espri olabilir.
Sonuç olarak, hayatta karşımıza çıkan güzellikleri takdir etmemiz önemli. Ama unutmayın, bazen her şey bir mizah anlayışı meselesidir. Ahsenü’l-Hâlıkîn, hayatın içine yerleşmiş ince detaylarda gizlidir. Ne kadar derine inerseniz, o kadar çok keşfedeceğiniz şey vardır.