İçeriğe geç

Işkın kökünün kilosu ne kadar ?

Işkın Kökü Nasıl Kaynatılır? Kayseri’de Bir Bahar Hikâyesi

Kayseri’de büyümek bazı şeyleri erken öğretiyor insana. Soğuk sabahları, sert rüzgârları, bir de insanın içini kendi kendine ısıtmayı. 25 yaşındayım. Hâlâ duygularımı saklamayı pek beceremem. Zaten günlük tutuyorum; bazı günler defterim taşar, bazı günler bir sayfa bile dolmaz ama içimde hep bir şeyler yazılı kalır.

Bu hikâye, tam da böyle bir dönemde başladı. İçimde biraz hayal kırıklığı, biraz umut, biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusu vardı.

Ve garip bir şekilde, her şey Işkın köküyle başladı.

Bir Sabah: İçimde Eksik Bir Şey Vardı

O sabah Kayseri’nin gökyüzü griydi. Ne tam yağmur vardı ne de güneş. Sanki hava bile kararsızdı.

Ben de öyleydim.

Kendime çay koyarken içimden geçen tek şey şuydu:

“Bir şeyler eksik ama ne?”

Defterimi açtım, yazmaya çalıştım ama kelimeler yerini bulmadı. Sayfaya sadece şunu yazdım:

“Bugün içim sıkışık.”

Sonra defteri kapattım. Dışarı çıktım.

Mahalle bakkalının önünden geçerken yaşlı amca bağırdı:

“Oğlum yaylaya çıkacak mısın bu hafta?”

Gülümsedim. Çünkü Kayseri’de “yaylaya çıkmak” sadece bir etkinlik değil, biraz da hayata kaçış gibidir.

Ama o gün kaçacak halim yoktu. Sanki içimde bir şey beni çağırıyordu.

Yayla Yolu ve İlk Karşılaşma

Bir arkadaşım “gel yaylaya çıkalım” dediğinde normalde düşünmeden kabul ederdim. Ama o gün içim ağırdı.

Yine de gittim.

Yaylaya çıktığımızda hava bir anda değişti. Rüzgâr yüzüme çarptı, sanki “buradasın, ama tam değilsin” der gibi.

Ve sonra onu gördüm: Işkın.

Topraktan yeni çıkmış, yeşile çalan kırmızı saplarıyla orada duruyordu. Sanki kimse görmesin diye saklanmış ama aynı zamanda “beni fark edin” diye bağırıyordu.

Yanımdaki arkadaşım eğildi:

“Bunu kaynatırlar, bilir misin? Işkın kökü nasıl kaynatılır biliyor musun?”

İşte o an durdum.

Çünkü bilmiyordum.

Ama bilmediğimi fark ettiğim şey sadece bu değildi. Sanki hayatla ilgili de bilmediğim çok şey vardı.

Işkın Kökü Nasıl Kaynatılır? İlk Defa Öğrenirken

Arkadaşım anlatmaya başladı. Ama ben onu dinlerken sadece kelimeleri değil, kendi iç sesimi de duyuyordum.

“Kökünü temizleyeceksin,” dedi.

“Sonra küçük küçük doğrayacaksın.”

“Suyun içine atıp kaynatacaksın, biraz sabır lazım.”

Sabır kelimesi bende başka bir yere dokundu.

Çünkü sabır, son zamanlarda en eksik olduğum şeydi.

O an içimden düşündüm:

“Ben de biraz kaynamalı mıyım acaba?”

Kendi kendime güldüm ama gözümde hafif bir doluluk da vardı. Garip bir karışımdı.

Toprağın Kokusu ve İçimin Sessizliği

Işkın kökünü elime aldığımda toprak kokusu geldi. O koku bana çocukluğumu hatırlattı.

Kayseri’de küçükken dedemle tarlaya gittiğimiz günler geldi aklıma. O hiçbir şeyi acele etmezdi. Ne yürüyüşünü ne konuşmasını.

Bir gün bana demişti ki:

“Bazı şeyler kaynatılarak değil, bekleyerek iyileşir.”

O zaman anlamamıştım.

Ama şimdi, elimde Işkın köküyle o cümle içimde yankılandı.

Evde İlk Deneme: Küçük Bir Mutfak Savaşı

Eve döndüğümde içimde garip bir kararlılık vardı. Sanki hayatımda ilk defa bir şeyi tamamlamaya niyet etmişim gibi.

Mutfakta yalnızdım.

Kendime dedim ki:

“Tamam, Işkın kökü nasıl kaynatılır, bugün bunu öğreneceksin.”

Önce kökleri yıkadım. Su soğuktu. Elime vurdukça sanki beni uyandırıyordu.

Sonra doğramaya başladım. Küçük parçalar halinde.

Her kesişte biraz daha düşünüyordum.

“Ben de böyle parçalara mı ayrılıyorum acaba?”

Tencereyi ocağa koydum. Suyu ekledim.

Ve kaynamayı bekledim.

Kaynama Anı ve İçimdeki Dalgalar

İlk baloncuklar çıktığında mutfak sessizdi.

Ama içim… içim hiç sessiz değildi.

Sanki yıllardır bastırdığım ne varsa suyun içinde yükseliyordu.

Bir yandan mutfağı izliyorum, bir yandan kendi içimi.

O an fark ettim:

Kaynamak sadece bir yemek hazırlama işi değilmiş.

Bir süreçmiş.

Sabırla, bekleyerek, bazen hiçbir şey yapmadan sadece izleyerek geçen bir süreç.

Gözüm tenceredeydi ama aklım başka yerdeydi.

Bir Mesaj: Hayal Kırıklığı ve Küçük Bir Umut

Telefonum titredi.

Bir mesaj.

Beklediğim biri değildi.

Aslında hiçbir şey beklememem gerektiğini biliyordum ama insan yine de bekliyor işte.

Mesajı açtım.

Kısa bir cümleydi. Soğuk, net, mesafeli.

İçimde bir şey düştü.

O an tencerenin sesi bile daha yüksek gelmeye başladı. Sanki dünya bana “devam et” diyordu ama ben durmak istiyordum.

Bir an mutfağın ortasında kaldım.

Ne yapacağımı bilmeden.

Sonra tencereye baktım.

Işkın kökü kaynıyordu.

Ben de içimden kaynıyordum.

Sabırla Gelen Değişim

Bir süre sonra koku değişti. Sertlik gitti, yerine daha yumuşak bir şey geldi.

İçimde de bir şey değişiyordu.

Hayal kırıklığı hâlâ vardı ama artık tek başına değildi. Yanına sessiz bir kabulleniş eklenmişti.

O an anladım ki:

Işkın kökü nasıl kaynatılır sorusu aslında sadece bir tarif değilmiş.

Bir bekleme hâliymiş.

Bir içe dönme süreciymiş.

Bir şeyleri zorlamadan, sadece akışına bırakma haliymiş.

Deftere Yazılan Gece

O gece tekrar defterimi açtım.

Bu kez kelimeler geldi.

“Bugün Işkın kökünü kaynattım. Ama aslında kendimi izledim.”

Sonra durdum.

Kalem elimde kaldı.

İçim biraz daha hafifti.

Tam anlamıyla iyi değildim ama kötü de değildim. Ortadaydım. Ve belki de ilk defa o “orta” hali kabul edebiliyordum.

Sonuç Yerine Değil, Bir İç Ses

Işkın kökü kaynadıkça ben de içimde bir şeyleri yavaş yavaş çözüyordum. Hayatın her sorusu hemen cevaplanmıyor. Bazıları tıpkı bu kök gibi; önce sert, sonra yumuşak, en sonunda anlamlı.

Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu biliyorum:

Bazen bir yemek tarifi bile insanın içini anlatabiliyor.

Bazen bir tencere, bir kalpten daha çok şey söyleyebiliyor.

Ve bazen en basit soru bile — Işkın kökü nasıl kaynatılır — insanın kendi içini anlamasına dönüşebiliyor.

“Işkın kökünün kilosu ne kadar” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Refinement okurları için daha fazlası yolda!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet casinohttps://betexpergiris.casino/betexpergir.net